19/20 sezonu 1. devre değerlendirmesi-2

Yeni Malatyaspor: Hücum performansı

Geçen sezon Erol Bulut ile ligde 5.lik, kupada ise yarı final gören Yeni Malatyaspor, bu sezon ise Sergen Yalçın ile bıraktığı yerden devam ediyor. Seneyi en erken açan takım oldular, temmuz sonundan bu yana resmi maç oynuyorlar fakat buna rağmen o istikrarlı performanslarını kaybetmiş değiller. Bunu özellikle hücum bölgelerindeki oyuncu çeşitliliğine bağlayabiliriz. Sezon başındaki Avrupa Ligi ön eleme maçlarında, bugün övdüğümüz hücum güçlerinden oldukça uzaktılar. Bir önceki sezon oyun içerisinde dikkat çeken Aleksic’i çok aradılar, Guilherme’nin de geç imzalamasından dolayı o maçlarda istedikleri kadar süre verememişlerdi. Daha sonrasında ise Guilherme’nin kadroya oturuşuyla birlikte güçleri oldukça arttı. Ligde attıkları 32 golle en çok gol atan 3. takım durumundalar. Oyunun sonlarına doğru maçtan düşmemeleri en büyük artılarından bir tanesi, 21 ile ligde ikinci yarı en çok gol atan takımlar. Bu durumu da az önce bahsettiğimiz çeşitlilikten bağımsız konuşabilmemiz mümkün değil. Guilherme ve Gökhan Töre içeri kat eden kanat oyuncuları, diğer kenar oyuncularından Bifouma ve Fofana ise topla birlikte hızlılar ve tehdit oluşturabiliyorlar. Aynı işlevi gören futbolculardan birini kenarda tutup ikinci yarı sahaya sürdüğünüzde oluşabilecek farkın en net örneklerinden birini de Beşiktaş deplasmanında Bifouma özelinde göstermişlerdi. Ve tabii bunların yanında Donald’ın hücumda daha fazla görev alması ve Jahovic’in de gol krallığında zirveye oynuyor olması da söylemeden geçmememiz gereken noktalar.

Ara transferde

İlk kısımda bol bol hücumda gösterdiklerini övdük fakat bu takımın savunmada aynı övgüleri hak ettiğini pek düşünmüyorum açıkçası. Bu tarz bir hücum güçleri olmasa, savunmadaki defoları daha fazla göze batabilirdi. Avrupa Ligi elemelerinde Erkan Kaş’ın ıslıklanmasını hatırlayarak rahat rahat söyleyebiliyorum bunu. Net bir stoper tandemi bulamadılar; Mustafa Akbaş, Hadebe, Mina ve zaman zaman stoper oynayan Robinli her türlü kombinasyonu görmüş olabiliriz orada. Erkan Kaş’tan sonra Sakıb sol tarafı toparlamış gibi görünse de daha iyisini de görebilirdik gibime geliyor. Farnolle bu sezon vites yükseltti ama ne zaman ne yapacağı pek kestirilemeyen bir kaleci. Bu açıdan savunmaya takviye yapacaklarına kesin gözüyle bakıyordum. Acquah’ın takıma katılışıyla merkezi geçen seneye oranla büyük ölçüde düzeltti fakat yanına da bir isim alınabilirse bu takım çok daha başka bir seviyeye çıkabilir. Ayrıca Eren Tozlu’nun sürekli sakatlıklarından dolayı Jahovic’in arkasına bir forvet bakıyorlardı, oraya da hiç vakit kaybetmeden Umut Bulut’u aldılar. Kesinlikle mantıklı hamle. 

Gaziantep FK: Yepyeni takım, yepyeni yabancılar

Açıkçası lige yeni çıkmış takımların yaz transfer döneminde “ligi bilen topçu” sıfatına uygun isimlere yönelmesine çok daha alışığız. Ama Gaziantep ekibinde bu sefer işler biraz daha farklı gelişti, öncelikle takımın başına Marius Sumudica’yı getirdiler. Hocaları başta olmak üzere geçen sezon 1. Lig’den çıkmayı başaran takımın neredeyse tamamıyla yolları ayırıp birçoğunu tanımadığımız 17 yeni futbolcuyla anlaştılar. Kapalı kutu olarak başlıyorlardı sezona yani. İlk hafta Fenerbahçe deplasmanında oynadıkları kopuk oyun sonucu aldıkları 0-5’lik mağlubiyet ile de herkesin gözünde küme düşme adayıydılar. Fakat daha sonrasında oynadıkları oyunla bu ligde kalabilecek seviyede bir takım olduklarını gösterdiler, bu düzende ikinci yarı düşme korkusu yaşayacaklarını sanmıyorum. 

Ara transferde

Sezon başında çok yeni bir takımdılar, ben de şüpheyle bakıyordum aslında bu transferlere. Ama beni yanılttılar ve bu yeni transferlerin birçoğundan verim almayı başardılar. Özellikle Kayode, Twumasi, Djilobodji ve Junior Morais ilk yarıda fark yaratan isimler oldu. Geçen sezon da takımda bulunan isimlerden ise en çok dikkat çeken Oğuz Yılmaz oldu benim nazarımda. Ligde oynadıkları 17 maçın sadece 1(2)’inde kalelerini gole kapamış olmalarına rağmen savunmada bireysel olarak kötü diyebileceğimiz bir isim yok bence, belki Alin Tosca beklentinin biraz altında kalmış olabilir. Gol bulmada da özelikle Kayode ve Twumasi ikilisi ile çok problem yaşamıyorlar. Gaziantep ekibinin en büyük problemi merkez gibi duruyor, ideal bir üçlü ve sistem bulamadılar. Zaman zaman stoper Djilobodji oraya kaydırılıyor, orada oynayabilecek Tetteh ve Chibsah’ın performansları soru işareti. En az bir transfere ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum merkezde.

Göztepe: İlhan Palut ve yükseliş

Öncelikle benim yazıp çizmesini, konuşmasını çok sevdiğim bir takım Göztepe. Özellikle taraftarlarıyla bu ligde fark yaratıyorlar, düşmesini asla istemediğim bir takım. Geçtiğimiz sezon düşme korkusunu son haftaya kadar yaşamışlardı. Bu sezon da geçen sezon kaldıkları yerden devam ederek başladılar sezona, transferin son anlarına yaklaşırken yeni gelen isimlerin pek de yeterli olmadığı ilk haftalarda alınan sonuçlardan net bir şekilde ortaya çıkıyordu. Keza ilk 4 hafta gol dahi atamadılar. Bu noktada transferde üç nokta atışı yaptı İzmir ekibi. Başakşehir’in geniş kadrosunun içinde az süre alan Soner Aydoğdu, Mossoro ve Napoleoni transfer edildi. Yükselişte bu isimlerin etkisi hiç şüphesiz ki var, fakat İlhan Palut ismini Göztepe konuşuyorken geçirmemek imkansız. Hatayspor’u katiyen gol yemeyen bir takım haline getirmiş, 2. Lig’de aldığı takımı Süper Lig’e çıkartmayı da sadece bir penaltı atışıyla kaçırmıştı. Göztepe’ye geldiği günden bu yana hem oyundaki hem de skorlardaki gelişimi göz ardı etmek mümkün değil. Göreve geldiği günden bu yana 7 lig maçında 3 galibiyet ve 1 beraberlik aldı, ayrıca kupada karşılaştığı Karagümrük’ü iki maçta da geçerek tur atladı. Ligin ikinci yarısında yeni stadlarıyla birlikte benim Avrupa adayım İlhan Palut ve öğrencileri.

Ara transferde

Başakşehir’den gelen isimler hariç yaz transfer döneminde kadroya kattıkları Eren Derdiyok, Sanneh, Leo Schwechlen, Atınç, Murat Paluli ve Veli Çetin’den bekledikleri katkıyı alamadılar. Özellikle Eren’den bundan çok daha fazlasını bekliyordum, en azından ligde bir tane gol… Titi’nin yanında Sanneh ile başlamışlardı sezon başında, daha sonra partneri tam bir stoper olmayan Alparslan oldu. Bu değişimle birlikte savunma anlamında olumlu sonuçlar verdiler fakat hala bir seviye arttırılabilecek bir yer burası, bu takımı izlerken acaba bir stopere ihtiyaçları var mı diye sormadan edemiyorum. Ayrıca Berkan Emir bu seviye için belki yeterli bir yedek, hatta şu anda ihtiyaç anında iyi de idare ediyor fakat bu takıma geldiği gibi formayı alacak bir sol bek de gerek. Merkezde Castro & Soner ikilisini buldular, Poko’nun sakatlığı da biraz olsun böyle bir ikilinin oluşmasına sebep oldu diyebiliriz. Andre’nin dönüşüyle burada çok acil bir ihtiyaçları da olmayacaktır gibime geliyor. Son olarak, beklediği süreleri alamayan Eren devre arasında gidici gibi duruyor. Jerome’un yüksek maaşı oynadığı futbolu karşılıyor mu, o konuda şüpheliyim. Bu maaşı aldığı yerden de kolay kolay gitmek istemeyecektir fakat daha bitirici bir forveti bir buçuk senedir arıyor saha içerisinde Göztepe. 

Denizlispor: Dış saha oyunu

Aslında lige yeni çıkmış bir takımın, iç sahada özellikle taraftarının desteğiyle kazandığı puanlarla üst sıralara tırmanmasına daha alışığız. Fakat bu sezon Denizlispor bambaşka bir durum ortaya koyuyor. Ege ekibi, ilk yarıda topladığı 22 puanın 15’ini deplasmanda aldı. İç sahada genellikle topla oynama yüzdesi çok daha fazla olan Denizli, deplasman maçlarında ise topu daha çok rakibine verip ön alanda bulduğu boşluklarda hızlı oyuncularını kullanmak istediği bir oyun oynuyor. Bu tarz bir oyun oynayabilmek için de ellerinde oldukça uygun bir isim var: Modou Barrow. Gol ve asist anlamında benim beklentimin aşağısında kalmış olsa da oyun içerisinde tehdidi önemli ölçüde hissettiriyor. İkinci yarıda yine onun üzerinden alabileceği çok puanı var Denizlispor’un.

Ara transferde

Deplasmanda aldığı çok iyi sonuçlara rağmen, iç saha performansına baktığımızda çok da iç açıcı bir durumla karşı karşıya değiliz. Kendi evlerinde oynadıkları 8 maçta sadece 2 galibiyet ve 1 beraberlik alabildiler. Bu da takviyeye ihtiyaçları olduğunu bizlere net bir biçimde gösteriyor. Lige yeni çıkmış bir takım için yaz transfer dönemini iyi bir şekilde geçirmişlerdi, ligdeki yerlerini sağlamlaştırabilmek adına bu dönemde de nokta atışı yapmak zorundalar. Kale ya da forvette kalite anlamında bir problem yaşadıklarını düşünmüyorum, Palermo’dan aldıkları Murawski de bu sezon merkezi toparlamışa benziyor. Geçen sezonki şampiyon takımdan tanıdığımız Oğuz Yılmaz’ın şu anda bu takımın en zayıf halkalarından biri olduğunu düşünüyorum. Sapunaru ve Mustafa Yumlu’yla birlikte o rotasyona en az bir stoper daha dahil etmeleri gerekiyor. Hücum hattında Olcay, Sacko ve Aissati gibi bildiğimiz isimler var fakat orada da bir eksiklik yaşadıkları aşikar. Merkez ya da sağ önde oynayabilecek bir isme daha ihtiyaç duyuyorlar. Beşiktaş’tan Tyler Boyd ile kiralık olarak anlaştıkları konuşuluyor, lazım olan o isim Boyd olabilir. Kadroda bulunan ama forma şansı az bulan isimlerden Recep Niyaz, Mehmet Akyüz ve Burak Çalık ise 1.Lig’de her takımın isteyebileceği cinsten futbolcular. Bu üç isme alt ligden talip çıkacağını da tahmin etmek pek güç değil. 

Ç. Rizespor: Muriqi sonrası…

Bir önceki sezonun ilk yarısında sadece bir galibiyet alabilen Çaykur Rizespor, ikinci yarı yaptığı müthiş çıkışla birlikte ligi küme düşme hattının üzerinde tamamlamıştı. Bu çıkışın en temel faktörü ise hiç şüphesiz ki Vedat Muriqi’ti. Kosovalı golcü, sezonu 17 gol 8 asistle tamamlayıp Fenerbahçe’ye 3.5 milyon euro’ya transfer olmuştu. Bu sezon için ise bu paranın ne denli verimli kullanacağı oldukça önemliydi. Görünüşe bakılırsa transfer döneminde pek de başarı yakalanamadı. Rizespor, Vedat’ın yerini doldurması için aldığı üç forvet Scepovic, De Pauw ve El Kabir’den bir tane dahi gol katkısı alamadı ve ligin ilk yarısını sadece 17 golle kapattı. İlk yarıyı düşme hattının sadece 6 puan üstünde tamamlayan Rize ekibinin ikinci yarı performansı ise merak konusu.

Ara transferde

İlk bölümde satırlarca eleştirdim net bir bitiricilerinin olmamasını. Belki sezonun bu kısmına kadar Oğulcan ya da Samudio’yu o bölgeye çekerek gol sıkıntılarını çözmeye çalıştılar fakat bu fikir ilaç olmadı. Dolayısıyla en az bir forvete ihtiyacı var bu takımın. Bunun dışında merkezde Vetrih, Diomande, Abdullah, Attamah gibi isimlere sahipler fakat Boldrin’le bağlantıyı kurabilecek bir 8 numara eksiklerinin olduğu da açıkça görülüyor. Geçen sezonu devre arasını çok iyi geçirerek kurtarmışlardı, yine böyle bir sürece ihtiyaçları var gibi duruyor. 

Gençlerbirliği: Hamza Hamzaoğlu’nun gelişi

Gençlerbirliği de aynı Göztepe gibi yaşadığı teknik direktör değişikliğinden sonra muhteşem bir yükselişe imza atan takımlardan. Sezona Mustafa Kaplan yönetiminde başlayan Ankara ekibi, ilk 9 haftada sadece bir galibiyet alabilmişti ve küme düşme hattında bulunuyordu. 10. haftada Hamza Hamzaoğlu’nun takımın başına gelmesiyle birlikte müthiş bir yükselişe imza attılar, oynadıkları 8 maçta 3 galibiyet ve 3 beraberlik aldılar, sadece Fenerbahçe ve Beşiktaş deplasmanlarında mağlup oldular. 16. haftada ise Sivasspor’un 7 haftalık galibiyet serisini bitirdiler. Hamzaoğlu’nun gelişiyle birlikte hem genel olarak oyunda hem de bireysel performanslarda çok büyük çıkışlar göze çarptı. Yeni hocasından önce sadece 3 golü bulunan Stancu, bu değişimin ardından çıktığı 7 maçta 8 gol attı ve takımının bu yükselişinde büyük rol oynadı. 

Ara transferde

Hamza Hamzaoğlu, Beşiktaş maçı öncesinde yaptığı açıklamada transferde acil bir ihtiyaçlarının bulunmadığını, güç katabilecek oyuncu bulabilirlerse transfer yapacaklarını söyledi. Hocanın söylediği gibi acayip bir aciliyeti olmasa da bu takımın özellikle savunmasında problemler olduğu açık. Geçen sene Trabzonspor’dan tanıdığımız Zargo Toure’nin performansını düşük buluyorum, orta sahada sertliği sağlayabilecek isimlere sahipler. Bugüne kadar çok süre alamayan Yasin Pehlivan, Sivasspor maçında şans bulmuş ve çok iyi bir oyun ortaya koymuştu. İkinci yarıda daha çok forma giyebilmesi, bir transfer etkisi yaratabilir. Her Gençlerbirliği konusu açıldığında illa ki bahsettiğim bir isim var, o da Berat Ayberk Özdemir. Çok iyi bir çıkış yakaladı, devre arasında taliplerinin olabileceği konuşuluyor. Gidip gitmeyeceğini merak ediyorum açıkçası. Son olarak, sene başında transfer ettikleri kaleci Diallo isteneni hiç verememiş ve yedek kalmıştı. Ertaç bu lig için iyi bir yedek olabilir ama mümkünse bir kaleci alınmalı.

Konyaspor: Alışılageldik

Yine Aykut Kocamanlı bir Konyaspor, yine çok yakından tanıdığımız problemlerle geçen bir periyot. İlk yedi haftada oynadığı maçlarda sadece bir yenilgi alan Konyaspor, Yeni Malatyaspor maçının 20. saniyesinde Serkan’ın garip hatasıyla başladığı kötü süreç, çok garip bir şekilde ilk yarının sonuna kadar devam etti. Tam 10 hafta. Ve bu on haftada sadece 3 puan alabildiler, böylece geride kalan 17 haftayı da küme düşme hattının bir sıra üstünde tamamladılar. Alışılageldik bir Konya devam ediyor, 15 golle ligin en az gol atan üç takımından biri oldular. Fakat eklememiz gereken ve benim duyduğumda çok şaşırdığım bir istatistik var: Konyaspor, Süper Lig’de maç başına ortalama 45.6 rakip 3.bölgesine yapılan başarılı pas ile ligdeki 18 takım arasında 4. sırada bulunuyor. Bitirebilmek de gerek.

Ara transferde

Konyaspor’un gerçekten değişime ihtiyacı var. Senelerdir birlikte oynayan, kupa kazanan, Avrupa’ya giden bir kadro bu sezon istenilen ve beklenen noktadan oldukça uzak. Yani takım içerisinde herhangi bir noktaya yapılacak bir takviye bana asla garip gelmeyecek. Aykut Kocaman’ın Balkan tutkusu artık su geçirmez bir gerçek, Ugandalı Farouk Miya ilk geldiği haftalarda oldukça fark yaratmıştı. Bu alışılmıştan çıkılabilmek adına Miya gibi isimlere yönelebilmek mantıklı olabilir mi, bence evet. Bu arada artık her hafta sonu Bajic’in komedi programlarına konu olabilecek pozisyonlar kaçırmasına da alıştık diyebiliriz, Boşnak golcünün performansının bu olmadığının da farkındayızdır herhalde. Sonuçları alabilmek adına Bajic’in de performansı oldukça önemli. Bana kalırsa bu takımın bir forvet ihtiyacı yok, Bajic varken.

Kasımpaşa: Gol yemeye abone

Kasımpaşa, ilk yarıda oynadığı maçların sadece üçünde kalesini gole kapatabildi. Özellikle son haftalarda boyutu büyük ölçüde arttı bu problemin İstanbul ekibinde, son iki haftada 9 gol yediler. Ligin dibine demir atmış Kayserispor’un ardından da en çok gol yiyen takım durumundalar. Şu anda 15 puanı bulunan ve yine Kayseri’nin ardından en çok mağlubiyet alan takım konumunda olan Kasımpaşa, aynı zamanda şu anda Süper Lig’de mücadele eden takımlar arasında sahasında en az taraftara oynayan takım. Oyun iç açıcı değil, skorlar da öyle, bunun yanında arkalarında bir taraftar desteği de yok. İşleri gerçekten zor.

Ara transferde

Sezon başındaki transferleriyle daha fazlasını vaad ediyordu bu takım bana, yani Avrupa potasına gitmelerini beklemesem de 15 puan da fazlasıyla az duruyor. 26 gol attılar ilk yarıda, alt sıralarda bulunan bir takım için müthiş bir sayı bu. Üstelik, yeni transferleri Mame Thiam’dan birçok maçta sakatlığı sebebiyle faydalanamadıkları bir ortamda attılar bu kadar golü. Ama bahsettiğimiz “gol yeme” sıkıntısı, attıkları gollerin anlam kazanmasını engelliyor. Ön alanda Hajradinovic, Koita, Mustafa, Quaresma gibi isimlere sahipler; geride ise bahsettiğimiz gibi problem yaşıyorlar. Tayfur Havutçu ve ekibinin savunma hattına katacağı yeni isimler, Kasımpaşa adına sezonun geri kalanını belirleyecek gibi duruyor.

Antalyaspor: Suçlu Bülent Korkmaz mıydı?

Sezona transfer dönemini çok da sükseli geçirmeden başlamıştı Antalyaspor. Aatif Chahechouhe ve Ufuk Akyol transferleri benim çok dikkatimi çekenlerdi, diğerlerine ise şüpheyle yaklaşıyordum. 17 hafta sonrasına geldiğimizde, bunun çok da yanlış bir öngörü olduğunu söyleyemem açıkçası. Geçen sezon Doukara ve Mevlüt ile gol atmakta bir problem yaşamayan Akdeniz ekibi, iki ismin de ayrılmasının ardından Gustavo Blanco ve Gelson Dala transferlerini gerçekleştirdi fakat bu iki isimden ligde alınan gol katkısı sadece 2’de kaldı. Altyapıdan gelen Nijeryalı Paul Mukariu ne kadar potansiyelli bir isim olsa da şu anki halinin bu lig için yeterli olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Sadece 15 gol attılar, ligin en az gol atan 3 takımından biri halindeler, bunun dışında savunma hattında da çok basit hatalar yapıyorlar ve çok kolay gol yiyorlar. Bana kalırsa bu kısıtlı kadrodan alınabilecek maksimumu alıyordu Bülent Korkmaz, faturayı ona kesme fikri aşırı yanlış gibi duruyor. Stjephan Tomas ise Korkmaz yerine gelen isim oldu, ki o da bu derde derman olamadı. Antalyaspor, ekimdeki milli ara öncesinde oynadığı Fenerbahçe deplasmanından bu yana galip gelemiyor. Tam 10 maç.

Ara transferde

İlk kısımda bu kadar bitiriciliği eleştirmişken forvet transferinin çok acil lazım olduğunu söylemek gerekiyor, hatta bir tane bile yeterli olmayabilir. Paul’un gelişimi açısından da kiraya göndermek bence mantıklı olabilir. İlk golü yiyene kadar sahada dirençli bir takım halinde Antalyaspor, fakat o ilk golden sonra çok çabuk dağılıyorlar. Kadro her ne kadar birer birer baktığımızda bu lig için uygun isimlerden oluşuyor gibi görünse de genele baktığımızda kesinlikle yeterli bir kadroları yok. Finansal kısmı da göz ardı etmeden bu takıma takviyeler şart.

Ankaragücü: Kısıtlı kadro

Yaz transfer dönemini transfer yapamadan tamamlayan tek takımdı Ankaragücü. Bu yüzden bütün otoritelere göre de küme düşmenin en büyük adayı durumundalardı, buna rağmen lige üç haftada 5 puan alarak başladılar. 15 gol ile ligin en az gol atan üç takımı arasındalar, en golcü futbolcusunun 4 golle İlhan Parlak olan bir takımdan bahsediyoruz. Sezonun ilk kısmının büyük bölümünü geçirdikleri Moke, Faty ve Sedat Ağçay üçlüsüyle bir yaratıcılık yakalamaları pek de mümkün değildi zaten. ..Bu zorlu süreçte Ankaragücü için en çok dikkat çeken noktalardan biri ise, aldıkları kötü sonuçlara rağmen Beşiktaş ve Galatasaray maçlarından puan çıkartmaları oldu..

Ara transferde

Başkent ekibinin transfer yasağı süreci devam ediyor. Kulübün yeni başkanı Fatih Mert, her fırsatta FIFA’daki dosyaları çözmek için uğraştığından bahsetse de tahtayı kaldırabilecek kadar ödemeyi yapabilecek kaynağı bulmaları kolay durmuyor. Bu açıdan devre arasında gelebilecek isimleri konuşabilmek pek mümkün değil. Sezon başından bu yana birlikte oynayan, kalite açısından sıkıntı yaşasa da harcadıkları efor açısından dikkat çekmesi gereken bir kadro var ellerinde. Fakat bu kadroda bulunan isimlerin ödemelerini ne ölçüde aldıkları da merak konusu, ara transferde birinci önceliklerinin bu konu olması gerektiğini düşünüyorum. Geçtiğimiz sezonun devre arasında çoğunluğu kiralık olan futbolcularla ligde kalmışlardı, eğer transferi açabilirlerse tekrardan böyle bir senaryo yaşamak isteyeceklerdir şüphesiz.

Kayserispor: Mali problemler

Sezona tam 21 transfer yaparak bambaşka bir kadroyla başlamıştı Kayserispor, transferlere (özellikle isimlerine) baktığımızda ise üst sıralara oynaması beklenen bir takım görüntüsü veriyordu Kayserispor. Fakat benim Türk futbolundaki teknik direktörlerden bugüne kadar hiç duymadığım bir açıklama yaptı Hikmet Karaman, sezon başı kampını istedikleri gibi geçiremediklerini söyledi. Kaliteli diyebileceğimiz bir kadronun yaz kampını kötü geçirmesi, belki de kulübün finansal anlamda problemler yaşadığını gösteren çok büyük bir sinyaldi. İlk 9 karşılaşmanın hiçbirini kazanamadı Kayseri. 7. haftada Hikmet Karaman’ın yerine Samet Aybaba getirildi takımın başına fakat sadece 15 gün sonra adeta “bu takımdan bir şey olmaz” diyerek ayrıldı o da. Ardından takımın başına gelen Bülent Uygun ile çıktıkları 7 maçtan da sadece 6 puan çıkartabildiler. Umutsuz vaka. (Ve Bülent Uygun da gitti…)

Ara transferde

Yaşadıkları mali problemlere bağlı olarak, yaptıkları transferlerin birçoğuyla yolları ayırmak zorunda kaldılar. Adebayor, Şamil, Umut Bulut, Tavares, Bilal ve Atila Turan takımdan ayrılan isimler oldu. Kadroda kalan isimlerin bir kısmının takımdan ayrılmaması için görüşmeler yaptıklarını da her fırsatta söylüyor yeni başkan Berna Gözbaşı. Ayrılamayan bu futbolculardan bazılarının da sakatlıklar(?) yaşadıklarını görüyoruz. Az önce Ankaragücü’nün kısıtlı kadrosundan bahsetmiştik. Onlardan farkları ise; Kayseri bu problemi sezon içerisinde yaşadı, Ankaragücü hazırdı, transferi açamamıştı. Aralarındaki direnç farkının bununla alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Bu mali şartlar altında transfer yapabilmeleri de ligde kalabilmeleri de hiç kolay değil. İyi bir altyapıya sahipler, belki de ligden düşmeyi kabullenip bu genç isimlerle bir sonraki sezonun planlamasını yapmaları en mantıklı hamle olacaktır.

Published
7 ay önce
Categories
FutbolGenel
Comments
No Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tüp mide, mide küçültme ameliyatı
En güzel cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir.